<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taylan Özkan</title>
	<atom:link href="http://www.taylanozkan.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.taylanozkan.com</link>
	<description>konuşulmayanı susmak..</description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 Nov 2010 19:59:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Nefsim Normalleri</title>
		<link>http://www.taylanozkan.com/2010/11/25/nefsim-normalleri/</link>
		<comments>http://www.taylanozkan.com/2010/11/25/nefsim-normalleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Nov 2010 19:09:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Taylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.taylanozkan.com/?p=220</guid>
		<description><![CDATA[Sıcaklık nefsim normallerinin çok üstünde. Hâkim olamıyorum kendime, hükme bağlanacak bir aşk değil bu. Gözlerde yer yer sağanak yağış bekleniyor. Günün en düşük ve en yüksek ihtimalleri de ölmek mi dersin? Mutsuzluğu önemsemekten vazgeçip, u dönüşü yapma eylemidir umutsuzluk. Hayatın dönüş yapılmaz tabelaları yalnızca sevgi caddelerinde olmalı, kesilen cezaları önemsemeden, tek bir amaç uğruna yaşamalı.. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sıcaklık nefsim normallerinin çok üstünde. Hâkim olamıyorum kendime, hükme bağlanacak bir aşk değil bu. Gözlerde yer yer sağanak yağış bekleniyor. Günün en düşük ve en yüksek ihtimalleri de ölmek mi dersin?<span id="more-220"></span></p>
<p>Mutsuzluğu önemsemekten vazgeçip, u dönüşü yapma eylemidir umutsuzluk. Hayatın dönüş yapılmaz tabelaları yalnızca sevgi caddelerinde olmalı, kesilen cezaları önemsemeden, tek bir amaç uğruna yaşamalı..</p>
<p>Çocukken yalnızca annem masal anlatırdı, büyüdüm tüm kadınlar anlatmaya başladı.. Kırmızı başlıklı kız, Rapunzel, külkedisi ve diğerleri, inanın hepsi yaşıyorlar ve kendi ağızlarından anlatıyorlar hikâyelerini. Sonra en vazgeçilmezlerini gömüyorlar kan rengi acıları boşalttıkları şarap dudaklarda. Bu kadar değişken bünyelerde acı bile hak ettiği yası görmüyor. .</p>
<p>Herkes aşktan bahsediyor, yeterince kalbine girmeden içine girme planları yaparken.. hem sevişmek için soyunmalı insan, önce egolarından.. Gözlerini dikmiş bana bakıyordu. “Dikmek yetmez, sulamalısın sevdayı yeşermesi için” dedim. Ağlamaya başladı..</p>
<p>Dış görünüşün anlamsızlığını idrak edene dek onlarca aptalı sokarız hayatımıza. Geç de olsa doğruyu görürüz. Hayatında diş fırçalamaktan daha önemli sorunları olan, filtreyle dans eden dudakların bir getirisi olarak dişleri sararmış, sonbahar gibi sevgililere değer vermeye başlarız. Evet yaprakları dökülmüş, dalları sarkmıştır. Ama her daim kaçıp içine saklanabileceğimiz güvenli kovukları olur.</p>
<p>Bak yine konuşuyorlar, hani hepimiz ölecektik? Kafalarında beyin yerine güvercin pisliği taşıyan insanlar durmadan soru soruyorlar; “Nasılsın, neredesin, ne yapıyorsun, ne düşünüyorsun?”.. Çok kötüyüm, cehennemdeyim, yanıyorum, bu saçma sorularınızın anlamını düşünüyorum.. Şimdi ben sorayım; “ne değişti?”. Ördekgagasına benzeyen dudaklarınızla kibrit bile söndüremezken, beynimdeki cehennemin ateşini söndürmeye gücünüz yeter mi?</p>
<p>Bunalımdaki birine durumu anlatması için sorular sorarsanız öfkelenir. En iyisi susup beklemektir. Zaten ciğerine sığmayıp taştığı anda ağzından dökülecektir kelimeler. Bu durumda sahtekârca teselli etmeye çalışmayın, bayılmış birinin saçları okşanmaz, tokat gibi kelimelerdir bizi ayıltan..</p>
<p>Basitliklere anlam yüklemeyi seviyoruz. Laçkalaştırmadan ilişkileri, susarak anlaşmak güzeldir belki de, uzaktan, susayarak.. Kadınlar, erkekler ve diğerleri.. Bir serseriye deli gibi âşıkken, mantık deyip sersemin tekiyle evlenmeyi seçen insan türüne kadın denir. Erkek ise genellikle o sersemin ta kendisidir. Evet tüm genellemeler yanlış olabilir, kutup ayılarını gördüğümüz halde kışın koyu renk giysiler giymemiz söylendiği gibi..</p>
<p>Ve hayatımızda en çok sevdiğimiz, değer verdiğimiz, ailelerimiz.. bizi neden var ettiniz deyip isyan eden ergen modunu geçeli çok oldu. Tüm saçmalıklarınızın bedelini ödediğimiz için de kızmıyoruz. Bizim için her şeyin en iyisini(!) yapmaya çalışırken ortaya hastalıklı ruhlar çıkardınız. Sanırım hayatınızda becerebildiğiniz tek şey birbirinizsiniz..</p>
<p>İşte bu yüzden sıfırdan başlayacağım hayata. İlk kez makyaj yapıp dışarı çıkan bir kızın engel olunamaz heyecanını hissedeceğim. Yürümeyi, konuşmayı, gülmeyi, her şeyi öğretilen gibi değil, yalnızlığımda öğrendiğim gibi yaşayacağım. Tensel değil tinsel uyumu, bensel değil bizsel yorumu arayacağım. Sabahları erken kalkıp güneşe eşlik edeceğim mesela. Keyifli şarkılar dinleyip, sağlığa kadeh kaldıracağım. Kedilere benzeyen, nerede nasıl bırakırsam yine karşıma çıkan eski sevgililerime iyi davranacağım. Dünyanın tüm sigortalılarına saygı duyacağım. Bayramlarda çocuklara şeker tutacağım, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpeceğim. Huzur yeknesaklıkta!</p>
<p>Dramatik bir son hazırlamak niyetinde değilim. İsteyerek veya istemeyerek kalbini kırdığım herkesin canı cehenneme. Tam da yeni hayat demişken yanımda saçma anıları götürmeye niyetim yok. Sorumluluk dilimim bu günden başlıyor, geçmişimi arayanlar herhangi bir kaybedenin hatıra defterine bakabilir.</p>
<p>Ne kadar önemsedim kendimi bir anda.  Yaşamın sırrı bencillik mi acaba? İyi niyet tarlaları nadasa bırakılmış bir coğrafyanın hıyarları gibi ezik büzük bir karakter sundum resmen. Kendimde odun duyuyorum!</p>
<p>Yapmacık hikâyelerden hoşlanmam, bu şairlerin işidir. Şiir ise kedilerin mart ayında duvarları tırmalamalarının edebi(!) karşılığıdır. Ben sadece yazdım, suskunluğumu anlamayanlar için altyazı geçtim. Ve film bitti.. yapımda ve acımda emeği geçen herkese teşekkürler.Adettendir, hakkınızı helal edin..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.taylanozkan.com/2010/11/25/nefsim-normalleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinnet Mamulleri</title>
		<link>http://www.taylanozkan.com/2010/09/17/cinnet-mamulleri/</link>
		<comments>http://www.taylanozkan.com/2010/09/17/cinnet-mamulleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Sep 2010 16:47:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Taylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.taylanozkan.com/?p=215</guid>
		<description><![CDATA[Evrenin acısını neden hep biz çekiyoruz? Bir günde sezaryenle doğurun şu güneşi. Evet kahve köpüğü dana işkembesine benziyor..  ve sokakta havlayan uyuz köpekler en az halkım kadar aç! İnsan ayrımı yapmam, lakin çamaşır yıkarken yumuşatıcı kullanmayan annelerin çocuklarını daha çok severim. Büyük beden ceketler, bir numara büyük ayakkabılar ve lanet kapitalizmin simit fiyatları üzerindeki susamsal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evrenin acısını neden hep biz çekiyoruz? Bir günde sezaryenle doğurun şu güneşi. Evet kahve köpüğü dana işkembesine benziyor..  ve sokakta havlayan uyuz köpekler en az halkım kadar aç!</p>
<p>İnsan ayrımı yapmam, lakin çamaşır yıkarken yumuşatıcı kullanmayan annelerin çocuklarını daha çok severim. Büyük beden ceketler, bir numara büyük ayakkabılar ve lanet kapitalizmin simit fiyatları üzerindeki susamsal baskısı, kopya bünyeleri çekiştiren bir hayat. Fotokopiyi tanımak için okullara giderdik, ben sadece zilin çalmasına odaklanırdım, Pavlov’un mu, sistemin mi köpeğiydim bilmiyorum!<span id="more-215"></span></p>
<p>Kuyuya düştünüz mü hiç? Karanlıktır ve durmadan sıkıştırır bedeninizi. Kendinizi lanetlenmiş sayarsınız. Siz dipteyken yukarıda rahat hareket eden insanları düşünüp küfürler savurursunuz. Çocukluğumun bir döneminde, duvarları küf tutmuş bir evde yaşıyordum. Geceleri ay ışığı vurduğunda oda denizi andırıyordu. Her gece yosunları izleyip uykuya dalardım, sabah boğulmuş olmak umuduyla. Şimdi paradan puldan bahsedenlere gülüp geçiyorum. Balıkların yaşamak için paraya ihtiyacı yok ki, pul yeterli..</p>
<p>Her mevsim başkaydı hüznümüz. Yazın nem oranı yüksek, kışın parçalı bulutlu. Ama her daim yaş akardı gözümüzden film şeridi gibi. Başı hüzün, sonu hüzün, ortası parçalı umutlu..</p>
<p>İzlediğimiz her korku filmi sonrası tek hecede biten varlıklar çağırırdık. Ve büyük aşklar yaşardık tek gecede biten. Kimyayı severdik, felsefeyi de.. ama en çok giden sevgilinin ardından ayyaş filozof kesilmeyi;</p>
<p>Hani sen karanlık odaya vuran araba farları gibi geçip gittin ya hayatımdan, hani mevsim kıştı ve başka bedenlere yorgan olmuştun. Hani bir intiharın eşiğinde durmuştum olası depremlerden korunmak için. O yıkımlar ki temeli bozuk bedenlerden, işçiliği özenli, içi boş mücevherlerden uzak durmayı öğretti.. Şimdi düşünüyorum da, son akşam yemeğinde mesihin elinde tuttuğu kâseydin yalnızca sen, içine aktıkça kızıla boyanan. Ve ben fazla değer biçmişim terziliğimin saf günlerinde.. Saatte yirmi iki kilometre hızla birbirine doğru koşan iki sevgilinin kavuşması anında ortaya çıkan enerjinin hormon cinsinden değeri yüksek olabilir, ama gerçek aşk hormonla ters orantılıdır. Değeri ise sınav boyunca anlaşılmaz..</p>
<p>Boş şarap şişesinden şamdan, ayran paketinden kül tablası, hayallerden dünyalar yapardık. Ama sevemezdik hayatı, çok fazla neden aramazdık, tarzımız değildi yaşamak.. Hayır, hayata yenilmedik. Sadece saha şartları nefes almaya elverişli değildi.. yaşamı iptal ettik!</p>
<p>-Hayata daha pozitif bakmalısın<br />
-Hala fıkra anlatan insanlar varken mi?<br />
-Ama onlar bundan mutlu oluyor<br />
-Bu daha kötü ya!<br />
-İnsanları küçük görmemeliyiz<br />
-O halde büyüteç getir</p>
<p>Raf ömrü dolmuş politikacıların son kullanma tarihlerini gizli gizli silen bir halkın, bir gün elindeki silgiyi bırakıp yeni bir tarih yazmasını beklemek hayalcilik olur. O yüzden ben derim ki marsta su bulunduğu gibi baraj yapılsın. Sonradan seçim derdine, geçim derdine düşmeyelim. Siyaset, halk, cunta üçgeninde iç acıların toplamı bin dokuz yüz seksene eşittir. Sağ ve sol kenar hüzünlüğü eşit ise buna ikiz mezar ülkem denir. Susturmaya çalışmayın hem, demokrasilerde kalem tükenmez!</p>
<p>Çocukken sokaklara çıkmaya can atarız, büyüyünce de eve kapanmaya. Oysa tam tersi olmalı, bu kadar zulüm ve sefalet yaşıyorken dünya.. Sanırım kokuşmuşluğun içinde barıştan bahsetmek yerine sessizce uygarlığın yıkılmasını beklemeliyiz. Belki doğanın savaşı sonsuz barışı getirir..</p>
<p>Yazmak kişisel rahatlamadan başka bir şey değildir. O yüzden çok fazla sosyal mesaj barındırmasını hoş karşılamam edebi zincirin. Sırf peçete koleksiyonu yapmak için barlarda şarkı söyleyen insanlar gibi.. Sosyal sorumluluk projesi kapsamında her aptala bir nöron, ya da en kısa çözüm olan her şehre bir Neron sağlanmalı.</p>
<p>Yazan herkesin düşünebilme yeteneği olduğunu sanmayın sakın. Bir dönem mektup ucu yakan bir halkın toplu halde eline kalem alması hiç şaşırtıcı değil. Önemli olan yazdığı ile yaşadığının paralellik göstermesidir. Bir yanda isyan, bir yanda konfor varsa orada duracaksın. Ya bizi kandırıyordur, ya kendini. Zaten kaç usta aşabildi ki dürüstlük bendini..</p>
<p>Ne zaman imza günü düzenleyen bir yazar görsem, aklıma “gel vatandaş gel” diye bağıran pazarcılar gelir. Durumu samimiyet çerçevesinde değerlendireyim diyorum, olmuyor. Şairler duygusal insanlarsa neden sürekli göz, dudak, kaş ekseninde gezinir dururlar şiirlerde? Hormon baldan tatlı mıdır? Sağ ayak serçe parmakları sevdaya dahil değil mi misal? Gidin edebiyatı çok düşürmeden..</p>
<p>Tüm bu sahteliklerden sonra gece yaşamak ilkel bir korunma biçimi oldu. Geceleri sokağa çıkan, sabaha doğru ortadan kaybolan sokak köpekleri gibiyim. Çünkü insanlar bencil, çünkü insanlar saldırgan, çünkü insanlar yalan! Bu yüzden kalemi nihale yaptım hayat ile arama. Alfabe kokusu bir kez beyne bulaşınca çıkmıyor, boşuna yıkama derdi ruhum, inanmazdım..</p>
<p>Her beyin kendi cehennemini içinde saklar. Isı yalıtımlı kafatasımın dış cephesinden dökülen gözyaşlarıyla suluyordum karanfilimi. Benim için ölümle yaşam arasındaki fark, mangalla barbekü arasındaki fark kadardır. Ama siz doğayı da sevin, canlılığı da.. misal birkaç çekirdeği karınca yuvalarının ucuna bırakın, ya da parmak arası terlik giyenlerin başlarından aşağı bir kova su dökün, belki kendilerine gelirler..</p>
<p>Anladım ki terazi burcu erkeği ile, şerefsiz burcu dünyasının uyumu sıfırmış. Yine de karamsar bakmıyorum, Başka Bir Dünya Mümkün!</p>
<p>Taylan Özkan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.taylanozkan.com/2010/09/17/cinnet-mamulleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amoral Sınır</title>
		<link>http://www.taylanozkan.com/2010/06/22/amoral-sinir/</link>
		<comments>http://www.taylanozkan.com/2010/06/22/amoral-sinir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 23:09:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>taylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.taylanozkan.com/?p=203</guid>
		<description><![CDATA[Batan ömrün lafları bunlar.. nice intiharlara sebep, Nietzsche yazarlar gördüm, başkalarının boğulmasını can simidi yapmış kendine. Ve nice yalanlar gördüm suskunluğumda jilet atmış tenime.. Hiçbir şeyi beğenmemeye başladığımda anlamalıydım. Tat vermiyordu ne Josephine Baker, ne de şemsiye çikolatalar. Retro mevzuların döndüğü duygusal sohbetler bile bunaltıyordu artıkOkunan kitabın en afili karakteri yerine koyup kendimi, tüm insanlara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;">Batan ömrün lafları bunlar.. nice intiharlara sebep, Nietzsche yazarlar gördüm, başkalarının boğulmasını can simidi yapmış kendine. Ve nice yalanlar gördüm suskunluğumda jilet atmış tenime..</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Hiçbir şeyi beğenmemeye başladığımda anlamalıydım. Tat vermiyordu ne Josephine Baker, ne de şemsiye çikolatalar. Retro mevzuların döndüğü duygusal sohbetler bile bunaltıyordu artık<span id="more-203"></span>Okunan kitabın en afili karakteri yerine koyup kendimi, tüm insanlara uzaydan gelen sürüngenlermiş gibi bakmak da pek cazip gelmiyordu. Neden varız, neyiz, nereye gidiyoruz sorularını soran, tartışan herkesi paralel evrene gönderip yok etmekten vazgeçişim de bu zamana denk geliyordu. Ne halleri varsa sebze satsınlar demeye başlamıştım. Popülerliğini kaybettiğinde kafayı ufoyla, dinle, reikiyle bozan pop müzik şarkıcıları gibi kolay değildi işim. Delirirken bile yaratıcı olmak durumundaydım. Lakin sıkıntıya gelemezdim, sadece yazdım..</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsani olgular zayıflıyor konulu alkol altı sohbetlerinin, fotoğraf makinesiyle poz veren kolpa bünyelere etkisi temalı kusma girişimim başarısız olunca, kendimi “kürke hayır” diyen aktivist edasında çırılçıplak yatakta buldum. Asıl şimdi otoportrenin zamanı diyerek kameramı elime aldım, fakat ileride bir karakter depremiyle siyasete falan atılmam dahilinde gerçekleşecek olası bir skandaldan uzak durmak üzere kamerayı yerine bıraktım. Şimdi birileri çıkıp ahlak dersi vermeye çalışmasın, enfüsi olgulara boğmayın beni..</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Kriz yaratan insan diyaloglarından uzak durmanın en güzel yolu şimdilik kitaplar. Her şeyi anlamak için değil, her şeyi anlamsızlaştırmak için okunmalı. Her kitap bir yaşamdır. Ve okunması bittiğinde kitaplık denen mezarda yerini alır. İşte böyle öğrendik ölenin arkasından ağlamamayı, her işte bir hayır var diyenlere Çernobil’deki hayrı sormayı..</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Sol’gun lise dönemlerinde Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü, Simyacı’yı, Dar Ağacında Üç Fidan’ı zikretmek gibi klişelerden ibaret değildir okumak. Kil tabletlerden başlanmalı, Cin Ali’ye kadar gelinmelidir; “u-yu in-san-lık u-yu, yat yat u-yu”..</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Euphemism ekseninde özel hayat aktarımları;<br />
-Sıkılmadın mı moda dergilerinden?<br />
-Fikir ediniyorum, ayrıca keyifli. Sen ne düşünüyorsun?<br />
- Homofobiyi yok etmek için üniversitelerde daha çok moda bölümü açılmalı, ötesi beni ilgilendirmiyor. Bak ne yazıyor; &#8220;Çirkin insanlar genellikle doğa ile ödeşirler, çünkü doğanın kendilerine ettiği kötülüğün acısını onlar da doğaya kötülük ederek çıkarmaya çalışırlar. Çoğunlukla &#8216;doğal sevgiden yoksun olduklarından&#8217; böyle davranırlar” diyor Bacon..<br />
-Çirkin insan yoktur<br />
-Kitap okumayan insan çirkindir.<br />
-En sevdiğin roman hangisi?<br />
-Kibariye<br />
-Türkçe lastik gibi<br />
-Ağzın kadar değil<br />
-Küstahlaşma , ölçülü konuş..<br />
-Kibrit kutusu da bir ölçü birimidir. Diyet yapan insanlar ve açlıktan yok olanlar.. işte bütün mesele bu..<br />
-Gidiyorum ben..<br />
-Git. Beni sevmeseydin, sana sevgi vermek zorunda kalmazdım. Çıkarken kapıyı kapatmayı unutma,  geri gelmene tahammül edemem, yoksa kitap yerine canına okuyacağım..</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Her gidiş sonrası uğraştığım cennet mi, cinnet mi sorunsalını saymazsak yaşamda ciddiye aldığım pek bir şey yok. Hararetli televizyon tartışmalarından, haber bültenlerinden gazı alan yurdum insanının sanat filmi izler gibi ciddi bir tavırla ülke gündemine dair yorum yapması, vuvuzela sesinden bile daha dayanılmaz oluyor. Murray Butler konuyla ilgili son noktayı koyduktan sonra bir daha da dönüp bakmadım bu yapmacıklığa. Siz kendi hayatınız için güzel bir şeyler yapın, diğeri zaten elinizde değil. Mesela uzaklara gidin; savaşın, sömürünün, nükleerin, gözyaşının olmadığı uzaklara. Dünyada öyle bir yer yok mu? Cennet, cinnet..</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Sınırları kolay yoldan aşmaktan bahsediyorum. Her zaman özlemini çektiğimiz bir ütopyanın saniyelik yolculuğundan, geçmişi ve gereksizliği bir anda yok etmekten. İnsanların saçma sorularına karşı muhatap olmama hakkından, omuzları çökerten tüm ağırlığı bir anda hafifletmekten, yadırganamaz, yargılanamaz olmaktan bahsediyorum. Özgürlüğün tek yolundan.. Fabrika ayarlarına dönmek isteyenler üzülmesin, aklını kaçıran birinin stockholm sendromuyla tekrar akıl beden bütünlüğüne kavuşması olasıdır.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Delirmenin dışında bir kaçış olduğunu düşünmüyorum. Birileri dünyaya bakıp ahkam keserken, bir yerlerde hala insanlar ölüyor, kuyruklarda bekliyor, göçük altında kalıyor, sefalet çekiyor. Ne kadar konuşurlarsa konuşsunlar, tüm bunlar artarak devam edecek. Zaten köşe yazarı adı altında, “gündelik işçi” gibi her gün yazmak zorunda kalan maaşlı çalışanların dünyayı değiştirmelerini bekleyemeyiz. Düzenli gazete alıp, köşe yazılarını takip etmekle böbürlenen bünyelere duyurulur, paranızı selüloza atmayın!</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Nefes alırken pazarlık yapın, son kullanma tarihi değil, damakta bıraktığı tat önemli. Sürekli perde takmanı isteyen kadın gibidir yaşamak, yorucu ve çekilmez. Hayat boyu performans göstermemizi beklemek hiç adil değil. Oyuncu değişikliği istiyorum Tanrım, ben çok yoruldum..</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.taylanozkan.com/2010/06/22/amoral-sinir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatmosfer</title>
		<link>http://www.taylanozkan.com/2010/03/30/hayatmosfer/</link>
		<comments>http://www.taylanozkan.com/2010/03/30/hayatmosfer/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2010 14:35:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>taylan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.taylanozkan.com/?p=149</guid>
		<description><![CDATA[Gözbebeğini emziren bir kadın oturuyor vapurda. “Affedersiniz, boş mu?” diye soruyorum. “Boş ama ikinizi birden emziremem” deyip bakışını denize atıyor.. rengi kararmış bir martı kapıyor, uçuyor, uçuyoruz.. biz yine hayatı suçluyoruz!   Hayata kafa tutarız gençliğimizde. Büyüdükçe tuttuğumuz organın yerle arasındaki mesafe daralır. Battıkça batarız, ömür azalır. Bir bebeğin fitille tanışmasıdır hayat. Ve bu tanışıklık rutin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">Gözbebeğini emziren bir kadın oturuyor vapurda. “Affedersiniz, boş mu?” diye soruyorum. “Boş ama ikinizi birden emziremem” deyip bakışını denize atıyor.. rengi kararmış bir martı kapıyor, uçuyor, uçuyoruz.. biz yine hayatı<span id="more-149"></span> suçluyoruz!</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">Hayata kafa tutarız gençliğimizde. Büyüdükçe tuttuğumuz organın yerle arasındaki mesafe daralır. Battıkça batarız, ömür azalır. Bir bebeğin fitille tanışmasıdır hayat. Ve bu tanışıklık rutin gel gitlerle ölünceye kadar devam eder. Fitille başlayıp, pamukla son bulan bir tıkanıklıktır yaşam. Barkodu olmayan kefenlere sarılırız en koyu aşklara nazire yaparcasına, jelatinlenmiş kaçak et gibi gizleniriz toprağa.</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">Gökyüzündeki<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>son ay görüntüsünü hafızama kazıyıp gözlerimi kapatıyorum. Ocakbaşı Cenin Restorant’ta bir akşam üstündeyiz.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kısık sesli klezmer eşliğinde yudumluyoruz kahvelerimizi. “Bu rakı şişesinin dibini ölçerken pi&#8217;yi üç mü alıyoruz, yoksa alkolden öç mü alıyoruz sütlü kahve içerek?”. Yan masada, henüz yaşını gösterirken tek el kullanması yeterli olan minik kızıyla oturan, dişine bulaşan ruj nedeniyle seksapel devalüasyon gözlemlediğim kadın konuşuyordu; “yemeğinle oynama kızım.. bu kızı anlayamıyorum.. her seferinde ceninin kirpiklerinden papatya falı bakıyor.. çek elini dedim sana..&#8221;. Kahvelerimizi bitirip çıkıyoruz, bir basamak ve bir basamak daha. “Bu benim mezarım değil!” “Nerden anladın?” “Dün akşam çiğnediğim solucanı kefene yapıştırmıştım” Uyanıyorum. Hiv virüsü taşıyan bir kadının vücuduna jiletle resim yapması ve kanayan bedenini denize bırakması gibi anlamsız deşarjlara gebe ruyalarım..</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">Çayın kafa yaptığı şehirlerde bulundunuz mu hiç? Şehir suyuna sakinleştirici katılmış gibi pilottur herkes ve overdose demlikler kaynatılır yüksek ateşte. En muhafazakâr adamların bile kol kola girip gezmesi cinsel bir tercihten ötedir. Anlayabilmek için çay keşler kervanına katılmalısınız ya da hiç uğramamalısınız haritanın açılım yapılan coğrafyalarına.</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">- Herkesin aklında bir uzaklaşmak, kaçmak fikri.. yine de kopamıyoruz.. bir araya gelip kendimize benzer insanlardan yapıyoruz bol bol..</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">- Tuzlu fıstık gibidir sevgili.. soymadan duramazsın!</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">- Bugün seni çok seviyorum!</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">- Maharet her gün sevmekte.. kısa metraj aşkların önemi yok.. uzadıkça süre daha bir bağlanılır, hem sevgide hem sekste.. o yüzden uzak dururum kadınlardan, sözü kısa kestiğimde kırılmasınlar diye..</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">- Ama seviyorum!</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">- Japonları da sev.. çok kısık bakıyorlar hayata.. dibi yanmıyor ömrün..</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">Patatesle elektriği iletmeyi, kamçılı fetiş mikroorganizmaları, Mercidabık Savaşı’nın nedenlerini öğrettiler bize. Oysa üç korner bir penaltıydı ve kaleye uzaklığımız bir hayat boyuydu. Üstelik bu şehirdeki aileler çocuklarını iştahsızlık şikayetiyle hiç doktora götürmediler..</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">Sentetik dramlarla hadım edilmiş ömürlerimiz. Üretkenliğimizi kusacağımız yaşam alanları daraltılmış. Saat farklarına rağmen paslaşıp, topu yere düşürmemeye çalışıyoruz. Topu düşürenin helvasına ispirto döküp yiyoruz. “En son mezara giren ışığı kapatsın, güneş gözümü alıyor, üstelik hiçbir bedel ödemeden..”</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">Dağıtılan süt tozlarıyla büyümüş insanların hem pırnal meşesi gibi yaşayıp, hem de önümüze ışık tutmaya çalışmaları kadar gülünç bir durum yok. “Ya düşüncelerinizi hayata geçirin, ya da bırakın onlar size..” demek geçiyor içimizden ama geleneklerimiz, göreneklerimiz, vecibelerimiz ve her şeyden önemlisi yerli malı yaftamız buna engel oluyor.</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">Film fragmanı gibidir yazı. En parlak kelimeleri dökersin kağıda. Bakmayın siz aks-i müfredcilere, darb-ı meselcilere, fesad-ı telifcilere.. Herkes göbek deliğine en az bir kez parmağını sokmuştur hayatında. Ve arz-ı endam ederken gül bahçelerinde enteronlarının azizliğine uğramıştır mutlaka.</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">Jules et Jim’in siyah beyaz atmosferinde söylenen “le tourbillon de la vie” gibi bir Jeanne Moreau yorumudur yazmak. Hayatın girdabında.. herkes sevdiğini öldürür.. ve noktayı koyar yazıya.</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Verdana&quot;,&quot;sans-serif&quot;; font-size: 10pt;"><span style="color: #000000;">Hem ben şimdi özgür olsam yazmam, yaşarım..</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.taylanozkan.com/2010/03/30/hayatmosfer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

