Bir sonbahar mevsiminin eylülden sonraki ayında düştüm dünyaya. Anlamsızca baktım çevreme bir süre. Bir kadın bir de erkek vardı sürekli benimle ilgilenen. Önceleri çok iyi görünüyordu her şey. Sonra sıkılmış olacaklar ki sıraların olduğu bir yere gönderdiler beni. Kadının biri çıkıp saçma şeyler anlatıyordu her gün.

 

Gözlerim bağlı halde yaşıyordum. Yürüyordum ama yollar hep kısırdı. Tatsız, tuzsuz.. Kuru sıralarda oturarak geçti uzun bir süre. Sayıları ve savaşları öğrettiler, şiddet ve hesapla bulacağımı sandım kendimi. Bulduğum hiçbir şey yoktu. Kendilerini tekrar eden tüm kavramların etkisiyle kendimi tekrar eden biri olmuştum.

 

Bilgisayarla tanıştım sonra. Tüm öğretilenlerin dışında, farklı bir dünya keşfettim. Anlatılan her şeyin aslında koca bir yalandan ibaret olduğunu, yaşatılan her şeyin ise aslında ölüm olduğunu düşünmeye başladım.

 

Düşündükçe nefret ettim her şeyden. Yalnızlık günleri ortaya çıktı. Sahte bünyelerle diyalogu kestim, kendi ipimle birlikte.

 

Artık yalnızdım. Kendi yolumu çizmem gerekiyordu. Resmim iyi değildi, uzunca bir zaman aldı..

 

Sanatla tanıştım. Sonra düşünebilen insanların yaşadığını öğrendim farklı diyarlarda. Okudukça geçmişim aklıma geldi, kuru sıralarda kaybolan zaman.

 

İlk kez kendimi mutlu hissediyordum. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşündükçe heyecanım artıyordu.

 

Kuru sıralara, kravatlara, faturalara hapsedilen insanları gördükçe öfkeleniyordum. Tepki zamanı çoktan gelmişti..

 

Bir gün yaşlanacağım. Geriye dönüp baktığımda sadece kıçını kurtarmak için atılan adımlar görmek istemiyorum. Ve bu yüzden sürekli düşünüyorum..

 

Falanca yılda doğup, falanca eğitimden sonra falanca kariyeri yapan insanların anlattıkları gibi bir şey yazsaydım başa dönerdim. Onca yorgunluktan sonra bu haksızlığı kendime yediremem. Başkalarının onayladığı bir hayatı kabul edemem. Adım Taylan. Bir sonbahar mevsiminin eylülden sonraki ayında düştüm dünyaya.. hala içim acıyor..