Hep bir şeylerin eksik olduğundan bahsediliyor. Kimi sosyal faaliyetlerden dem vurdu, kimi sinema açılmalı, kimi Muş Spor 4-4-2 oynamalı dedi. Kemikleşmiş toplumsal yaralar hiçe sayılıp, hep yüzeysel eleştirilerle gün kurtarılmaya çalışıldı. Herkes üzerindeki yükü atmak için “bizim insanımızda şöyle yahu” deyip çayın sıcaklığıyla kesti, akıp gitmesi gereken cümleleri.
Kırık bir çay şekeri gençliğimiz.. Isırılıp atılmış bir ömür.. Yürekler şehir gibi buzla kaplanmış.. Yanık tenli bir kadın bakıyor pencereden.. her yer simsiyah..
İstasyon caddesinin sözde hareketliliği kimseyi yanıltmasın. Yeni açılan ve amacına hizmet etmeyen binalar da. Binası olmayan üniversiteyi saymıyorum bile. Kale Parkı’ndan panaromik bir görünüş olmanın ötesine geçmek istiyor gibi şehir.
Şu bilinmeli ki beton yığınları bir şehri modernize etmeye yetmez. Aslolan insandır. Ve ancak insanların tabularını yıkmasıyla değişir yaşam. Aksi takdirde batının kötü bir taklidi olarak durur şehir.
İki çocuk yürüyor yolda.. Minik omuzlarında su bidonları.. Ellerinden tutup parka götürmeyen büyükleri belli ki yine iş vermiş çocuklara.. Hep bir şeylere mecburlar.. Keyif ise unutulmuş bir kelam. Kağıt mendil gibi satılmış ellerde gençliğimiz..
Konuştuğum yaşlı adam umutlu. Şehrin gelişeceğinden söz edip, “gençlerimiz üniversite okuyor” diyor. “Okuyanlar şehir dışında yaşıyor amca, okumayanlar kurtaracak şehri” diyorum. Amca gülüyor, “haklısın” diyor. Ayrılıyorum yanından. Marketin önünde bir çocuk çeviriyor yolumu. “Abe mendıl alirsen?” Hava buz gibi, “üşürsün dışarıda eve git” diyorum. “Satmedan gitmerem, babam diyir niye geldin, başlir dövmağe”..
Okul duvarına oturmuş ağlayan bir çocuk görüyorum sonra. Karne almış, 3 zayıfı var. “Eve gidem meni dögecahlar” diyor. Üzülme diyorum, “baban olsaydı yerinde en az beş zayıfı gelirdi” diyorum. Gözyaşları arasında gülüyor. İndiriyorum duvardan, montunun koluyla gözyaşlarını silip yüzüme bakıyor. “Hadi git eve” diyorum.
Satış oranı kadar değer verilen çocuklardan ne bekleniyor acaba? Ya da alınan karnenin sadece çocuğa mı ait olduğu sanılıyor?
Hani diyorlar ya eğitim şart diye, evet eğitim şart ama kırk yaş üstüne. Aksi takdirde şehirle birlikte silinip gidecek genç bedenler.
Şöyle olmalı, böyle olmalı demiyorum. Herkes bir şeyler hissediyor zaten. Tek istediğim içinizdeki baharı uyandırmanız. Tek isteğim güzellikleri yaşama dökmeniz. Tek isteğim fotoğrafı değiştirmeniz. Muhtaç olduğunuz kudret, yüreğinizdeki gençlik ateşinde mevcuttur. Tek gereken biraz cesaret. Ne “yapma, etme” diyen toplumdan, ne de “bize yakışmaz” diyen aile büyüklerinden çekinin. Geçmişin ne kadar başarılı olduğu ortada, şimdi siz denemelisiniz. Sadece düşünün ve yapın. Muşizm’in mahalle baskısından kurtulmanın tek yolu modernizmin gençlik hareketinden geçer.
Üç tarafı dağlarla çevrilmiş karamsarlık parçasına Muş denir.. Yazlar sessiz sakin, kışlar soğuk ve hüzünlü geçer. Başlıca geçim kaynağı çocuklardır. Kişi başına düşen mutluluk ancak insanların nefes almasını sağlar. Yöresel oyunu bir lale ve bir türkü üzerine inşa edilmiş hikayeden ibarettir. Değişen zamanda geriye gitmeye en güzel örnektir.
Önceleri çok sıkılıyordum, sonra daha çok sıkılmaya başladım, sonra sıkıntılar dibe vurdu.. Galiba Muş’tayım.
One Response to “Muşizm`in Mahalle Baskısı”




Yazıyı okuyunca bizim Muşluların, Muş sevdasına çok güzel bi isim bulduğunuzu gördüm. Körü körüne sevilen bir Muş’a en fazla Muşizm ideolojisi yakışırdı. Muş’ta yaşayanların hep hissettikleri ama kendilerine bile söylemekten çekndikleri yaşama dair herşeyi sözylemiş yazar arkadaşımız. Yüreğine sağlık.